Çizgi Roman, Film-Dizi, Oyun, Etkinlik haberleri, Cosplay galerileri ve Podcast yayınları!

[İnceleme] X-Men Apocalypse – 2016’nın En İyisi

Herkese merhabalar. Yazıyı yazmak için filmin üzerinden bir kaç gün geçmesini bekledim. Acaba o ilk anda aldığımız heyecan beklentilerimizden dolayı mı bizi mutlu ediyordu, yoksa film gerçekten çok mu iyiydi ? Geekstra’nın yaptığı ön gösterim üzerinden 4 gün geçti, bu arada bu güzel etkinlik için emeği geçen herkese teşekkürler. Bu sene çizgi roman filmleri için adeta bir kilometre taşıydı. Büyük bütçelerle çekilen filmler, büyük reklam harcamaları, hatta çizgi roman serilerine bile bu doğrultuda yön verdiler. Ve tabi ki hepimizin beklentisi oldukça arttı. İşte X-Men Apocalypse bu beklentinin altından alnının akıyla kalktı. Sinema salonunda çıktığında söylediğim tek şey şuydu : ” 2016’nın en iyisi “.

Filmin spoilerlı kısımlarına girmeden genel olarak bakarsak Bryan Singer’ın artık ustalık eserini izleyebildik. 16 yıl önce başladığı bu görkemli yolculuğu çok güzel bir yere getirdi. 2000 yılında olmayan bir çizgi roman-sinema sektörü sayesinde yaratıldı ve ben ne kadar hoşlanmasam da bu kültür günümüz popüler kültürünün önemli bir kısmını teşkil etmeye başladı. X-Men Apocalypse’in diğer filmlerden farklı olarak yaptığı şey  izleyiciye verdiği beklentinin altında kalmadan kendi öyküsünü, kendi özgür tarzı ile anlatmasıydı. Bütün fragmanları, tv-spotları izleyen biri için bile sinemada hala sürprizler vardı. Batman v Superman ve Captain America: Civil War gibi filmlerden beklediğimiz beklenen sonu ve işleyiş tarzını bu filmde kestiremiyorduk ve bu bize oldukça haz verdi. Ayrıca filmin artı bir kısmı da ana hikayenin yanında yer alan kötülerden çok filme direkt etkiyen bir kötü adamdı. Bu yüzden X-Men Apocalypse, diğer filmlerden bir tık önde. Filmin kesinlikle izleyin, kesinlikle sinemada izleyin. 3D efektleri ve diğer filmlerin cesaret edemediği çekim teknikleri ile kendinizi keyifli bir atmosfere teslim edin. Yazının bundan sonraki kısmında hoşuma giden ve gitmeyen kısımları anlatacağım. Filmi izlemeyen lütfen yazıyı okumaya devam etmesin. SPOILER ALERT!!

xmenapocalypseimax

Filmin başlagıcında kötü adamımız Apocalypse’in başarılı ve farklı bir orjin hikayesini izledik. Artık yıl oldu 2016, hiç birimiz çizgi romandan bire bir uyarlama beklemiyoruz. İzlediğimiz her şey sadece bir “film evreninden” ibaret. Çizgi romanlar artık sadece birer esin kaynağı almış halini durumda. Apocalypse karakterinin işlenişini oldukça beğensek de çizgi romanlara kıyasladığımızda bu daha hiç bir şey diyebiliriz. Fragmanda izlediğimiz Apocalypse’in kendini büyüttüğü sahnenin sadece bir akıl oyunu olması hayal kırıklığıydı. Ama ben izlediğim baş kötüden oldukça memnunum ve filmi izlerken kötü adamın kötü adam olduğunda hem oyunculuk hem senaryo yönünden ikna edici buldum.

2011’de First Class ile başlayan yeni nesil mutantlarda en büyük senaryo sıkıntısı Mystique karakterinin tutarsız kullanmasından kaynaklanıyor. Yanlış ve gereksiz bir casting sonucu Jennifer Lawrence’un bu karakteri oynaması Açlık Oyunları denen bir filmde oynayıp popülerlik ve Oscar kazanmış olması karakterin bu denli gereksiz ve uygunsuz olarak ön plana çıkarılmasını açıklayabilir nitelikte değil.

Magneto’ya gelirsek, senaryonun yanlış yerlerinden biriydi yine. Zaten dramatik orjini olan birine olmayan bir orjin uydurup bunu filme yedirmeye çalışmak çok gereksizdi. Aynı temcit pilavı gibi defalarca her filmde bir orjin çekilmesine gerek yok. Zaten 2000 yılında çekilen esir kampında ki metal kapıyı bükme sahnesiyle oluşan orjin sinema tarihinin en başarılı örneklerinden biri. Onun dışında Michael Fassbender’ın oyunculuğuna bir şey demek haddimize değil. Zira Ian McKellen’dan sonra bu denli başarılı performans sergileyebilecek birini bulmak çok düşük olasılıktı.

Charles Xavier yönünden hikayeye baktığımızda ise Days of Future Past filminden sonra arada ki geçen zaman en iyi bu karakter sayesinde anlatılmış. Çizgi romanlarda Cyclops’un yaklaşık 30 yıl süren karakter gelişimi aynı şekilde Charles Xavier’de 3 filmde işlendi. Başlangıç ve varış noktaları arasında ki farklardan bahsetmiyorum tabi ki.

X-Men-Apocalypse-Four-Horsemen-Explained

Apocalypse’in, kıyametin dört atlısına gelirsek yapımcıların aslında 4. atlı olarak Charles Xavier’ı düşünmüş ancak daha sonra Psylocke karakterine karar verilmiş. Bu değişiklik senaryoya oldukça küçük miktarda etki etmiş. Zira senaryonun önemli bir noktası Charles Xavier’ın adeta bir atlı gibi davranmasına bağlıyken Psylocke karakterinin bu denli bir etkisi olmadı. Ama bu demek değil ki Olivia Munn başarısızdı. Aksine kendine verilen kısıtlı süreye rağmen iyi bir oyunculuk ortaya koydu. Daha önce de bahsettiğim gibi artık film evreni işleniyor ve çizgi romanlar esin kaynağı. Psylocke karakterinde ise esinlenmek değil de adeta çizgi roman sayfasında ki Psylocke’u beyaz perdede izliyor hissine kapıldım. Bu arada Psylocke’un kullandığı psi-blade efektlerine oldukça bayıldım. Ayrıca Psylocke karakterinin ilk kostümü paylaşıldığından beri bazı çizerlerin bile unuttuğu çizmeleri arasında ki dizayn farkını unutmayarak kostümü oluşturmaları oldukça hoşuma gitmişti. Ancak final sahnelerinde bu ince detay unutulmuş ve birbirine eşdeğer çizmeler giyen bir Psylocke izledik. Bunu da ufak bir kostüm  ve çekim hatası olarak unutmayalım. Tabi ki X-Men: Last Stand’da izlediğimiz rezil ötesi Psylocke uyarlamasından sonra adeta gözlerimiz kör oldu. Umarım her filmde uzun sürelerle Olivia Munn’u görürüz.

psylocek

Diğer atlılara geldiğimizde ise Last Stand’da izlediğimiz gibi içi boş bir Angel izledik. Filmin sonunda öldü olarak biliyoruz ancak soluk mavi benizli halini beyaz perdede görmek için sabırsızlanıyorum.  Storm’un ise orjinine ve eski çizgilerine sadık kalarak başarılı bir karakter oluşturulmuş ancak oyuncunun bir etkisi olduğunu söylemek güç. Umarım alıştığımız beyaz kostümüyle görebiliriz. Magneto ise bu dört atlı arasından ayakları en yere basan karakterdi diyebiliriz.

New-Character-X-Men-Apocalypse-amazing-Costume-Design-for-Character-on-a-New-Movie-are-Incredible

Gelelim yeni nesil mutantlarımıza. Öncelikle Jubilee karakterine değinerek aradan çıkartmak istiyorum. Bu karakter sizin sadece stereotype bir oyuncu bularak gönderme yapacağınız bir karakter değil. Ben Jubilee’yi kaç farklı asyalının oynayıp, bir replik söylediğinin sayısını unuttum. Umarım kesilmiş sahnelerde bizi tatmin edebilecek bir şeyler izleriz ancak sinemada bu karakterin neden sokulduğunu daha doğrusu neden bu kadar tantanası yapıldığını anlamış değilim.

Gelelim yeni Jean Grey’imize. Sophie Turner’ı çok sevmesem de casting ilk açıklandığında nedense hiç yadırgamadım. Çünkü bizim bu filmde izleyeceğimiz Dark Phoenix Saga öncesi Jean Grey’in Marvel Girl adıyla anıldığı ürkek ve güçlerini kontrol edemeyen bir kız çocuğu için gayet idealdi. Fragmanlar da çok az gösterilmesi sonrası acaba beceremediler mi diye düşünürken filmin beni en şaşırtan ve beklemediğim performanslarından birini ortaya koydu. Final dövüş sahnesi sonrası bir sonraki filmde Dark Phoenix Saga’yı işleyeceğini gördük. Famke ablamızın etkili performansının üstüne çıkabilecek bir performans ortaya koyar. Ancak bir eksi yönü ise sanki geniz eti varmışçasına konuşmasıydı ve bu oldukça rahatsız ediciydi. Onun dışında karakterin ve oyunculuğun eksi bir tarafı yoktu.

Cyclops’a gelirsek yine kapalı kutu oyunculardan biriydi. Hikaye olarak abisi Havok ile olan bağların işlenmesi bizi tatmin eden diğer bir yandı. Bu arada Havok karakteri aynı seyrinde devam ediyordu ve karaktere bir vedayı gerçekleştirmiş olduk. Tye Sheridan’ın ise kapalı kutu oyunculuğu yine tatmin edici bir seviyedeydi. Cyclops’un o eski sorumluluk almaya çalışan, genç, yeni yetme lider halini oldukça başarılı canlandırdı.

Nightcrawler’a gelirsek X2’dekinden daha iyi bir Nightcrawler yapamazlar diye düşünürken al böyle olur diye önüme koydular resmen. Anlatacak kelime bulamıyorum şu an.

quick

Veeeee gelelim Quicksilver’a. Days of Future Past’te Quicksilver olacağı zaman hiç birimiz heyecanlanmamıştık. Daha sonrasında Marvel Studios sevdiğimiz bir oyuncu tarafından canlandırılacak Quicksilver duyurduğunda hepimiz karışık duygular içine girmiştik. Ancak gel gelelim Bryan Singer’ın çizgi roman filmlerini 16 yıldır çekiyor olması, bu sektörü kendi elleriyle yaratmış oluşu ve izleyecinin perdede ne görmek istediğini bilmesi şu an Quicksilver karakterini hepimizin gözünde göklere çıkardı. Bryan Singer’ın ustalık eseri olarak bahsetme sebeplerimden biri de bu. Burda bir övgü de Evan Peters’a tabi. Karakterin altından başarıyla kalktı. Quicksilver’ın da artık Magneto olan ilişkisi tam olarak tanımlandığı için de bir rahatlığa da kavuştum tabi.

Arkadaş izlediğimiz Quicksilver sahnesi neydi öyle ? Ben 4 gündür Sweet Dreams dinliyorum bu sebeple. Çoğu çizgi roman filminin yapmayı geçin kalkışamadığı çizgi roman anlatım tarzına uyan mükemmel bir sahneydi. Tebrikler.

Tabi ki bu kadar çok karakter olması Hank McCoy ve Moira McTaggert karakterlerini unuttuğumuz anlamına gelmiyor. Moira karakterini First Class sonrası tekrar beyaz perdede görmek benim içimi ısıttı. Çünkü anlatılan zamanlar Xavier’ın Professor X olarak değil de Charles Xavier olarak anıldığı zamanlar. Xavier her şeyi tecrübe ederek öğrendiği gibi aşkı da tecrübe ederek öğrenecek. Moira karakteri umarım bir sonraki filmde unutulmaz. Beast ve Hank McCoy ikilisine gelirsek bu kontrol etme olayı biz kaşarlanmış çizgi roman okuyucularına ters gelse de sadece sinema evreni gözüyle baktığımızda oldukça başarılı bir hamle olarak görüyorum. Oyuncunun ise First Class’dan beri iyi giden bir grafiği var. Çok da üstüne konuşmamıza gerek olduğuna düşünmüyorum.

1847359-weapon_x_logan

Tabi ki cameo mu Hugh Jackman’ı, Wolverine’i unutmayalım. Karakteriyle bu kadar özdeşleşen oyuncu çok az bulunuyor. Ancak ben bu filmle anladım ki X-Men filmlerinin en büyük sıkıntı Wolverine karakteri olmasıymış. Bir çok kişinin favori X-Men filmi First Class ise bunun en büyük paydalarından biri Wolverine karakterinin sinema evreninde sahip olduğu gereksiz önemlilik. Wolverine karakteri çizgi romanlarda, barda yanına gelenlere siktiri çeken, hayvan gibi düşünen, dövüşen bir karakter. Bu kadar çok karakter özelliği yüklemenin zararlarını solo Wolverine filmlerinde gördük. Tabi biz Apocalypse filmine geri dönelim. Wolverine sahnesi. Yaşı 25’in üzerinde olan ve düzenli çizgi roman okuyan her izleyiciyi kesinlikle mest etmiştir. Ülkemizde de basılan Weapon X çizgi romanına olan göndermeler muazzam seviyedeydi. Resmen cameo dersi verdi bize Bryan Singer ustalık eserinde.

Toparlamak gerekirse hem hikaye olarak, hem karakterler olarak, hem kostüm dizaynı olarak X-Men Apocalypse oldukça başarılıydı. Daha önce de bahsettiğim gibi film anlatmak istediği şeyin altında ezilmedi. Bu arada o son final dövüş sahnesinde Magneto’nun gelip Apocalypse’in önüne direklerle çaktığı X sembolünde mutluluk komasına giren sadece ben miyim ? Filmi bir çok açıdan dolayı tebrik etmek lazım. Bunu zaten bütün yazı boyunca yaptım. Okuduğunuz için teşekkürler.

mbhpntqbbrcyfg97khk1

 

Yazının bile after creditsine bakan sen için de bir paragrafı unutmamak lazım. Yazılardan sonra izlediğimiz sahnede Weapon X  DNA ları bir kutuya konurken aklımdan sadece X-23 geçmekteydi. Ancak o kutunun üstünde ki Essex logosunu görünce salonda koca bir hass… çektim. Nathaniel Essex’e aka Sinister’a yapılan bu gönderme bir çok hikayenin kapısını açtı. Bu konuyu X-Men filmlerinin geleceğiyle beraber uzun bir şekilde yazmak lazım.


Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Loading...
Devamını oku:
Cloak & Dagger Yıldızlarını Buldu

Marvel’in yeni gençlik dram konseptli dizisi Cloak & Dagger’ın ana karakterleri Tandy Bowen (Dagger) ve...

[Fragman] TMNT TV Spot

Herkesin karışık duygular içinde olduğunu tahmin ettiğim filmlerden biri bu yeni "Teenage Mutant Ninja Turtles"...

Kapat