Çizgi Roman, Film-Dizi, Oyun, Etkinlik haberleri, Cosplay galerileri ve Podcast yayınları!

[Infinity War’a Doğru] MCU Maratonu Hafta V – Captain America: The First Avenger

Infinity War’a doğru geri sayım devam ederken(son 90 gün!), haftalık MCU filmleri maratonumuza devam ediyoruz. Günümüzde geçen filmleri geride bıraktık, sırada bir dönem filmi var: Captain America: The First Avenger!

Steve Rogers gibi karakterleri ele almak zordur. Bunun en büyük nedeni de karakterin fazla “doğru” olmasıdır. Baktığımızda çoğu çizgi roman karakteri bir çatışma halindedir, sadece etrafıyla değil kendi içinde de. Çoğu büyük travmalar yaşar, büyük mental değişimlere uğrar. Alt etmeleri gereken sadece karşısındakiler değil, kendileridir de. Captain America ve Superman tarzı boy-scout karakterlerde ise bu çatışma kendiliğinden oluşmaz, onu kazıyarak açığa çıkarmak gerekir. Fakat bu çatışmanın anlam kazanabilmesi için öncelikle karakterin özünü iyi kavramak gerekir.

Captain America: The First Avenger’ın da yapması gereken en önemli şey de buydu. Bize karakterin özünü, samimi bir şekilde vermesi gerekiyordu. Ben bu filmin bunu yapabildiğini, çok iyi yapabildiğini, fakat bunu yaparken aynı zamanda bir filmin yapması gereken diğer bazı yönlerden de biraz sınıfta kaldığını düşünüyorum.

Öncelikle Steve Rogers’ın kim olduğu ile başlamak lazım sanırım. Steve Rogers, Brooklyn’li, çizim yapmayı seven, cılız bir adam. Görünürde onu özel yapan pek bir özelliği yok. Onu özel yapan şey kişiliği. Kendisi bu bakımdan tam bir rol model. Kararlılık, cesaret, doğruculuk, adaletçilik ve karşı cins ile iletişim kuramama. Daha ne olsun? Üzerine uzun uzadıya konuşulacak bir yanı da yok Steve Rogers’ın aslında. Onu en iyi, kendisini süper askere döndürecek formülü geliştiren Alman bilim adamı Abraham Erskine ile tanıştığı sahnede tanıyoruz. Orada doktorun sorduğu bir soru var “Nazileri mi öldürmek istiyorsun?” diye. Steve’in verdiği yanıt, başta bahsettiğim gibi karakterin özünün en doğru şekilde yansıtıldığının kanıtı bir nevi.

“Kimseyi öldürmek istemiyorum. Zorbalardan hoşlanmam. Nereden geldikleri önemli değil.”

Filmin en beğendiğim taraflarından birisi Captain America’nın bir süper asker olduğu kadar bir sembol olarak da ele alınması. Bu sembolün iki farklı yüzü var tabii ki ve bu yüzlerden birisi olan propaganda tarafını da bu şekilde yansıtmaları çok hoşuma gidiyor. Bütün o gösterilerin, dansların, müziklerin, filmlerin içinden doğuyor Captain America. Bir yalandan doğup bir doğruya dönüşüyor. Bu dönüşümün gerçekleşmesini sağlayan da süper asker serumu kadar, belki ondan da fazla bir rolde, Steve Rogers aslında.

Captain America’nın gerçek bir sembole dönüşmeye başlamasında en büyük rollerden birisi de bu filmin belki de en iyi karakterine ait: Peggy Carter. Captain America: The First Avenger ile ilgili düşünceniz ne olursa olsun, bu filmde Peggy Carter’ın büyüsüne kapılmayan tek kişi yoktur, sanırım. Asaleti, inatçılığı, tavrı ve bütün o mizacı ile marvel sinematik evreninin en etkili ve akılda kalıcı karakterlerinden olmayı başardı. Hayley Atwell’e hakkını vermek lazım, ki verildi de aslında. Filmdeki kısıtlı ekran süresince öyle büyük bir izlenim bıraktı ki, kendi dizisine kavuştu. Filmin sonunda gözlerimizde istemsiz bir nemlilik durumu oluşmasından da kendisi sorumluydu ayrıca. İnatçı kadın, bir dans için aylarca bekler mi insan :l

Sıra geldi Steve’in hayatta en yakın olduğu kişiye, can dostu Bucky Barnes’a. Bilmiyorum belki bana böyle gelmiştir sadece ama Bucky bu filmde çok az vardı sanki. Tekrar izlerken daha da farkına vardım. Kendisi ile Steve’in arasındaki bağı ufak ufak gördük ama yeterli gelmedi bana açıkçası. Captain America ile ekibinin yıllar süren maceralarını bir iki dakika ile geçiştirmelerinin de bunda etkisi büyük. Kendisini Steve Rogers ile az da olsa gördük ama Captain America ile birlikte neredeyse hiç göremedik. Aralarındaki dinamiğin nasıl değiştiğini tam tecrübe edemedik. Bunun etkisi, yaşadığı kazanın vuruculuğunun eksikliği ile de anlaşılıyor bana kalırsa. Bunlar bir tarafa, Bucky’nin çizgi romanların aksine Steve ile yaşıt yapılmasını çok yerinde buluyorum. Önümüzdeki filmleri ve oralarda yaşanabilecekleri göz önüne alınca, keşke bu ikiliyi biraz daha fazla görebilseydik diyorum sadece.

Tommy Lee Jones marvel evreninde yer aldı. Bu bildiğim ama nedense unuttuğum, tekrar izleyince farkına vardığım bir detaydı filmde. Albay Phillips’i canladırdığı ufak rolüyle de gayet iyi bir iş çıkardığı söylemeye gerek yok herhalde. Ufak veya büyük rolde olsun, böyle isimleri sinematik evreninizde bulundurmak her zaman iyidir.

Dominic Cooper’ın da çakma Stark – veya zaman olarak daha önce geçtiği için orijinal Stark oluyor bu sanırım bilemedim – rolüyle gayet iyi bir iş çıkarttığını söylemeliyim. Filminizde bir Stark bulundurmak her zaman iyidir?

Filmin bir dönem filmi olduğundan, hatta MCU’daki tek dönem filmi olduğundan bahsetmiştik. Bunun bu filme çok hoş bir özgünlük kazandırdığını düşünüyorum. Umarım önümüzde zamanlarda burada olduğu gibi farklı dönemlerde geçen MCU filmleri görürüz. Captain Marvel’ın 90’larda geçecek olması bu yüzden ayrıca heyecanlandırıyor beni. Şimdi Fantastik 4’lü de bu taraflara geçmişken, onlara da bir dönem filmi yapsalar tadından yenmez aslında.

Captain America’nın ezeli düşmanından bahsetmemek olmaz. Hugo Weaving’in oldukça başarılı performansına rağmen Red Skull, bu filmde idare etmenin ötesine geçemiyor maalesef. Çünkü karakter film boyunca yeterince etkili bir tehdit unsuru oluşturamıyor bana kalırsa. Filmin açılış sahnesi bunun tek istisnası olabilir, belki. Filmin düşman tarafının genel olarak böyle bir sorunu var aslında. Figür olarak etkililer fakat kahramanlara gerçek bir zorluk yaşatamıyorlar. Bu konuya dair en uygun örnek de Arnim Zola olabilir. Karşı tarafta en fazla Zola ön plana çıkıyor benim için. Bunun nedeni de karakterinin en önemli amacının bir tehdit unsuru olmaması sanırım. Umarım Red Skull’ı tek görüşümüz bu film olmaz. Kendisinin sinematik evrenin güncel akışı içinde de, sadece Hydra’ya bağlı olmadan da etkili olabilecek bir düşman olduğunu düşünüyorum. Ki, bu filmdeki sonunun da geri dönmeye oldukça el verişli olduğu açık.

 

 

Filmin hayran bırakan, hoşuma giden, takdir ettiğim kısımlarını ve karakterlerini konuştum genellikle, şimdi pek de ısınamadığım yanlarından bahsetmem gerek. Bunu uzun uzadıya yazmaktansa madde madde geçiştirmek daha doğru geldi açıkçası, filmin de bunları çoğunlukla geçiştirmeyi seçtiği gibi.

Negatiflik/Nitpick Köşesi

-Filmin aksiyonu pek yaratıcı veya özel değil. Bu yönden akılda kalıcı herhangi bir an yok.

-Görsel efektleri bıdık Steve Rogers özelinde oldukça etkileyici fakat özellikle yeşil ekrandaki aksiyon sahneleri fazla dikkat çekiyor.

-Steve Rogers’ın bu kadar kısa sürede bu kadar iyi dövüşebilmesi ve nişan alabilmesi pek ikna edici gelmiyor bana. Tamam, süper asker serumu ona üstün bir fiziksel kabiliyet kazandırıyor fakat bu iki konu sadece fiziksel bir yeterliliğe bağlı değil diye düşünüyorum. Sonuçta beynine bu bilgileri yüklemediler Matrix’vari bir şekilde. Tecrübe ve eğitim eksikliği hikayelerde genelde takıldığım bir konudur, burada da çok gözüme battı açıkçası.

-Süper asker serumunun formülü neden bilinmiyor? Neden o mavi tüplerde bulunan sadece tek bir örneği var? Asıl soru nasıl yedeği yok? Bunun olması imkansız demiyorum. Benim takıldığım konu açıklama eksikliği. Bu durumdan herhangi bir nedenden ötürü Doktor Erskine’in sorumlu olduğundan veya başka bir nedenden ufak olarak bahsedilebilirdi. Böyle açık şekilde bırakmak biraz tembellik gibi açıkçası.

-Tesseract 70 yıldır S.H.I.E.L.D.’ın elinde ve bu süre içerisinde bu sınırsız kaynak ile neredeyse hiçbir şey yapmamışlar? Bu aslında biraz da Avengers ve Winter Soldier nitpick’i fakat bu tercihe burada karar verildiğinden ana sorumlu bu film sanırım. Tesseract, Captain America ile aynı zamanda bulunsa daha akla yatkın olmaz mıydı?

-S.H.I.E.L.D. Captain America’nın hangi tarihte buza gömüldüğünü bilmiyor mu? Neden tarihi yanlış bir maçı radyoda yayınlıyorlar? Steve Rogers’ın geri dönüşünün daha dramatik olması için yapılmış bir tercih ama fazla zorlama ve inandırıcılıktan uzak geliyor bana.

-Bütün bunlar bir tarafa, filmle ilgili en büyük sorunum son 15 dakikadaki üs baskını. Planın da uygulamanın da akla yatkın hiçbir yanı yok. MCU’da geçen en tesadüfi, en ikna edicilikten uzak sahnelerden bazılarına sahip maalesef bu kısımlar. Captain America’nın etrafında onlarca kişi varken açık alanda dövüştüğü Stormtrooper’dan hallice nazi askerleri bir yana, yakalandıktan sonra tam da Red Skull onu vuracakken çıkagelen Howling Commandos’a, aceleyle yapıldığı kendisini her yerinden belli ediyor.

Neyse, içimdeki zehri attıysam, son olarak pozitif bir şeyle bitireyim. Filmin müzikleri çok hoş, MCU’nun en iyileri arasında hatta. Uzun zamandır rastlamadığımız klasik tarzda kahraman müziği olmasının yanı sıra, istikrar yakalayabilmiş tek ana karakter tema müziği de bu filme ait.

 

Sonuç olarak; Captain America The First Avenger bir karakter filmi. Yapması gereken en önemli şey olan ana karakterizasyonun altından kalkan fakat hikaye akışında yer yer aksayan, sinematik evrenin en önemli filmlerinden birisi. Zaman geçtikçe bu filmin onlara olduğu kadar, devam filmlerinin de bu filme değer kattığını düşünüyorum. Tekrar izlerken de bu kesinlikle fark ediliyor.

 

Ek Not:

  • Filmde orijinal Human Torch, Jim Hammond’un kostümünü görüyoruz. Kim bilir, belki bir gün karşımıza çıkar karakter?

 

Siz ne düşünüyorsunuz? Doping her şeyin çözümü mü? Kaptanın kalkanı mı yoksa baklavaları mı? Red Skull’ın yüzüne bir şey mi olmuş?

 

 

Aşağıdaki yorum kutusunda düşüncelerinizi paylaşabilir, Geekstra ailesiyle her konuda muhabbet için Facebook Grubumuza katılabilir, daha güncel paylaşımlarımız için bizi FacebookTwitter ve Instagram hesaplarımızdan da takip edebilirsiniz.


Comments to [Infinity War’a Doğru] MCU Maratonu Hafta V – Captain America: The First Avenger

  • Yazının sonunda ki soruya baklavaları demek istiyorum ayıp olmazsa <3

    Merve Çulha 3 Şubat 2018 19:38 Cevapla
  • Thor’dan sonra ilaç gibi geldi valla bana göre MCU’da ki en iyi ikinci origin filmi falan olabilir ya, düzgün karakter işlenişi adına güzel bir örnek bu film.

    Raminoremy 3 Şubat 2018 19:40 Cevapla
  • Chris Evans’ın da Steve Rogers için ne kadar doğru bir cast seçimi olduğundan da bahsetmezsek eksik kalır gibi geliyor bana.

    Kağan Özçelik 4 Şubat 2018 13:35 Cevapla
    • kesinlikle! Onu biraz Winter Soldier’a saklamıştım.

      unratedlogician 12 Şubat 2018 23:47 Cevapla

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading...
Devamını oku:
Netflix’in Iron Fist Bölüm Adları Açıklandı

Netflix’in başarılı Marvel dizilerinden ve Defenders ekibinin son kahramanını konu alacak olan Iron Fist’in ilk...

Optimum Batman!

Az çok Batman seven bilir, Batman/Bruce Wayne sırasıyla Adam West, Michael Keaton, Val Kilmer, George...

Kapat