Çizgi Roman, Film-Dizi, Oyun, Etkinlik haberleri, Cosplay galerileri ve Podcast yayınları!

[Infinity War’a Doğru] MCU Maratonu Hafta XI – Avengers: Age of Ultron

Infinity War’a doğru geri sayım devam ederken(son 32 gün!), MCU filmleri maratonumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sırada, tam bir çağa denk geldiği iddia edilen bir film var.

Age of Ultron’a karşı oldukça karışık hislere sahibim açıkçası. Bunun temel sebebi de bana kalırsa filmin, başlarken kendisine gereğinden biraz daha fazla hedef koyması diye düşünüyorum. Sonuçta hedef sayısı ne kadar çok olursa, elde kısıtlı bir süre olduğu için bu hedeflere tekil olarak ayrılabilecek özen de ona göre değişiyor. Filme karşı çok net bir yerde duramamamın nedeni de hedeflerinin sonuçları arasındaki dengesizlik. Bazılarının oldukça keyif vermesi, bazılarının hiç umurda olmaması, bazılarının ise direkt olarak rahatsız etmesi.

Bu hedeflerin en çok işleyenlerinden biri takım dinamiği sanırım. Burada çok fazla şaşırılacak bir şey de yok, Whedon’un en iyi yaptığı şey belki de bu zaten. Age of Ultron, hem karakterlerinin kendi arasında, hem de izleyiciye karşı çok hoş bir aşinalık hissi veriyor. Bunu doğası gereği sıkışık olan bir hikayenin akışına yedirip, aynı zamanda kurduğu görece ufak bağlantılarla o akışa katkıda bulunabilmesi filmin belki de en etkileyici yanı. Buna en iyi örnek de ilk perdenin sonundaki parti sahnesi tartışmasız. Hem karakter etkileşimi ve aşinalığı üretip, hem de filmin daha sonralarında gerçekleşecek bir eylemin alt yapısının oluşmasına katkıda bulunabiliyor.

Bu taraflarda filmin kusursuza yakın işleyebildiğini düşünüyorum. Yani, film eğer karakterlerin bir arada durup konuşmasından ibaret olsaydı, Age of Ultron MCU’nun en sevdiğim filmi olabilirdi rahatlıkla. Fakat işte tek sorumluluk, tek hedef, hatta en önemli hedef de bu değil maalesef.

Bu hedeflerin önemli bir kısmını da karakterler oluşturuyor tabii ki. Ve bu filmin de merkezinde, ilk filmde olduğu gibi Tony Stark var. Filmin Tony Stark’a verdiği rolden memnunum. Karakterin The Avengers’ta yaşananlar sonrası girdiği ruh hali bana kalırsa burada, Iron Man 3’ye göre daha makul bir şekilde hikaye dahil edilip, işleniyor. Tony’nin sorumluluk doğrultusunda yaşadığı ve hatta yer yer tanrı kompleksine varan bu gelişimi, yaşadığı travma sonrası gayet akla yatkın. Kendini zorunda hissetme hali, suni fakat olası bir suçlulukla birleşince, eylemlerinin sağduyusunda kırılmalara da sebep oluyor doğal olarak. Bu durum belirli bir noktada filmin gizli antagonisti de yapıyor Tony’i.

The Avengers ve Age of Ultron, karakter ve hikaye bağlantısı açısından aralarında oldukça paralellik içeriyor.

İlk filmde Nick Fury, kontrolünde olmayan bir gücü tehditlere karşı önlem olarak kullanmaya çalışmış fakat bu ters tepip, düşmanın belki de farkına varmayacağı bir hazinenin peşine düşmesine neden olmuştu. Fakat daha sonra aynı karakter Avengers ekibini bir araya getirip, günün kurtarılmasında büyük rol oynadı.

Age of Ultron’da da Tony Stark, kontrolünde olmayan bir gücü tehditlere karşı önlem olarak kullanmaya çalışmış fakat bu ters tepip, ortaya gezegenin sonunu getirmeyi amaçlayan bir yapay zeka çıkmıştı. Fakat daha sonra aynı karakter bu yapay zekayı durdurabilecek yegane kişinin yaratılmasına ön ayak olup, günün kurtarılmasında büyük rol oynadı.

Evet, Nick Fury ve Tony Stark kulağa garip gelse de, gelişimleri doğrultusunda MCU’nun hikaye akışı içinde ortak bir rolü üstleniyorlar. Hatta çiftlikteki ilk karşılaşmalarının, aralarındaki rol değişimini temsil ettiğini bile söyleyebiliriz. Nick Fury’i bu filmden sonra bir daha görmememizin ana nedeni de bu bana kalırsa.

Bu filmin özelinde, Steve Rogers’in pek bir gelişim gösterdiğini söyleyemeyiz. The Avengers’ta Steve’in yaşadığı sorgulama Winter Soldier’a ufak bir yol yapmıştı, burada ise Civil War’a üzerinden yol yapılan karakter olarak Tony Stark tercih edilmiş doğal olarak. Sonuçta Captain America sık ve büyük değişiklikler gösteren bir karakter değil. Fakat bu filmde Captain America karakterine ilginç bir yaklaşım teşebbüsü de var.

Steve Rogers’ın en büyük korkusu barış. Evet, filmin bu yönde bir tespiti var. Fakat bu, yüzeyden bakıldığı kadar net bir durum değil bana kalırsa. Steve Rogers barıştan korkuyor çünkü barışın kolay elde edilebilen bir şey olmadığının farkında. Bu filmde ona malum olan barış da bir kandırmaca. Kendisi bu yalandan, insanlara barış diye aktarılmaya çalışılan farklı uygulamalardan korkuyor diyebiliriz.

Veya, Captain America, sadece ortada bir mücadele olduğu zaman var olabilecek bir unsur. Bu nedenle bir barış durumunda işe yararlılığının ve hatta hayattaki amacının kaybolacağından korkuyor olabilir. Filmin sonunda da, normal bir hayat arzusunun geçmişte kaldığından bahsediyor kendisi sonuçta.

Bana kalırsa durum, bu ikisinin bir karışımı. Captain America kolay barış yanlısı değil. Sorunların zor ama güvenli bir yoldan, mücadele ile çözülmesi taraftarı. Bu yüzden yapay zeka gibi kökten bir çözümün de karşısında bu film boyunca. Diğer yandan böyle düşünmek de zorunda. Çünkü geçmişinden tutunabileceği tek şey olarak bu kalmış elinde. Ya bu uğurda yaşayacak, ya da bu uğurda ölecek. Bir ütopya insanı değil yani Steve Rogers.

Diğer karakterlere geçmeden, sinematik evrene bu filmde dahil edilen ve de önemli bir yer tutan iki karakterden söz etmek istiyorum. Wanda ve Pietro a.k.a. Quicksilver ve Scarlet Witch.

Bu iki karakterin kendileri yeteri kadar ilgi çekici ele alınmıyor filmde açıkçası bana kalırsa. Rolleri, daha çok diğer karakterler üzerindeki etkilerinde ve hikayenin akışında gizli.

Scarlet Witch’in filme verdiği en büyük katkı kesinlikle rüya sekansları. Karakterlerin derin korkularını, söyleme göster felsefesini kelimesi kelimesine uygulayarak yansıtma fırsatı doğuruyor güçleri.

Bu korkular,

-Tony’de elinden gelenin hepsini yapamama, engelleyememe

-Steve Rogers’ta barış

-Natasha’da geçmişten kurtulamama

-Banner’da ise olduğu şeyden kurtulamama

olarak kendisini gösteriyor. Karakterleri daha yakın ele almak için oldukça yaratıcı bir yöntem aslında bu. Fakat dediğim gibi, bu iki karakterin etkileri sadece başkalarıyla sınırlı. Birer araçlar bu filmde çoğunlukla.

Kişisel ele alınımlarının yanı sıra karakterlerin kişiliklerinden de pek hoşlanmadığımı itiraf etmem gerek. Filme karşı tarafta başlamaları ile de ilgili değil aslında bu. Avegers’a karşı Ultron’a yardım etmelerinde hiçbir sakınca görmüyorum hatta. Fakat bu uğurda Hulk’ı çıldırtıp, masum insanların hayatını hiçe saymaktan çekinmemeleri tamamen kendi yaptıkları bencil bir tercih. Ki çocukken kendilerine yapılan şey de bu aslında. Bundan kimsenin bir ders çıkardığı da yok. Haksızlık etmemek gerek, Pietro’nun fazla bir fırsatı yoktu, hayatta kalan kardeşten söz ediyorum burada.

Bu Hulk – Güney Afrika fiyaskosu yetmezmiş gibi, filmin sonunda bütün gezegenin geleceğinin ortada olduğu bir durumda kendisine verilen, düzeneği koruma görevini de bencilce bir intikam hırsı uğruna terk ediyor. Bunun devamında, küçük Ultron robotlarından birisi tarafından kolayca çalıştırılan düzeneğin, binlerce/milyonlarca kişinin ölümüne sebep olması son anda Thor ve Iron Man tarafından engelleniyor.

Fakat yine de bu patlama nedeniyle gök yüzünden süzülen bu yıkım, Sokovia yakınlarındaki birkaç yerleşkenin üzerine felaket olarak düşüyor. Bundan etkilenen kişilerden birisi de bir sonraki filmin en önemli karakterlerinden birisi: Zemo. Evet, Helmut Zemo’nun ailesinin ölmesinden Wanda sorumlu. Eğer Wanda görevini terk etmese, şehir yüzeye doğru harekete geçmeyecekti, belki de Avengers şehri boşalttıktan sonra atmosferden çıkarmanın bir yolunu bulacaktı. Civil War’da yaşanan her şey Wanda’nın suçu, ki o filmin başında da intihar bombacısını durduramamasını bile saymıyorum. Ayrıca bütün bu hataların üzerine büyük bir pişmanlık da duyduğunu söyleyemeyiz. Hatta tam tersine, aksi yönde bir tavır alıyor ilerleyen zamanlarda.

Bu söylenmelerimin nedeni karakterin kötü yazıldığını düşünmem de değil bu arada. Sadece karakterin kahraman olmadığından, bencilliğinden, şımarıklığından ve Vision’ı etkisi altına almasının bende yarattığı rahatsızlıktan bahsediyorum kendimce.

Wanda’nın aksine Pietro’nun da bütün olayı Hawkeye’ın yerine ölüp, bir şaşırtmaca yaratması açıkçası. Bir de Clint’in Wanda’ya, kardeşi Pietro nedeniyle bir can borcu oluşuyor bunun sonucunda. Böylece Hawkeye Civil War’da aktif bir rol alıyor vs vs. fakat bu konuyu fazla uzattım, konumuz bu film şu anda.

Scarlet Witch’in Natasha ve Banner’a, korkuları üzerinden bir ortak payda yarattığını veya bulunan bir ortak paydayı beslediğini, ortaya çıkardığını söyleyebiliriz sanırım. Ve açıkçası bu noktada, bana kalırsa filmin en gereksiz karakter işlenişinden bahsetmenin sırası geldi.

Öncelikle Natasha ile Banner’ın arasında bir elektriklenme olmasına karşı değilim. Sonuçta Banner’ın ekipte ilk tanıştığı kişi Black Widow. Aralarındaki “Bütün arkadaşlarım savaşçı. O ise bütün hayatını savaştan kaçarak geçiriyor çünkü kazanacağını biliyor.” dinamiği de ilgi çekici. Fakat bu ilişkinin ucuz bir romantizme dönüşmesi gerekli miydi gerçekten? Bu, ikili arasındaki güçlü bir arkadaşlığın temeli de olamaz mı?

Bu durumdan rahatsızlık yaşamamın bir başka nedeni de sinematik evrendeki bir tutarsızlık aslında. The Incredible Hulk. Bu filmin MCU’ya dahil olduğundan eminiz. Hatta Civil War’da General Ross’u da, Bakan Ross olarak gördük. Peki neden Betty Ross’un o filmden beri adı bile hiç geçmiyor? Neden Bruce Banner kaçmaya, uzaklaşmaya karar verdiğinde önündeki tek seçenek Natasha Romanoff? Bundan daha önce de bahsetmiştim aslında.

Bu çok basit yapılmış bir tercih. İki karaktere de kattığı hiçbir şey yok. Dediğim gibi bu geçmişten kurtulamama teması, sağlam bir arkadaşlık üzerinden de işlenebilirdi. Ayrıca bunun Black Widow’u da ucuzlaştırdığını düşünüyorum. Filmdeki tek vasfının Hulk’ı sakinleştirmek ve Banner’a asılmak olması gerçekten rahatsız edici. Açıkçası bu ilişkiye dair tek olumlu şey Hulk’ın filmin en sonunda quinjet ile ayrılışı.

Bahsetmek istediğim asıl karakterlere geçmeden önce Hawkeye ve Thor’dan söz etmem gerek sanırım. Benim bu yaklaşımımın, filmin bu karaktere karşı olan yaklaşımından pek farkı yok açıkçası. Hawkeye’ın bu filmde böyle bir rol üstlenmesinin, ilk filmde en arka planda kalan ekip üyesi olmasından başka bir nedeni var mı? Bütün film boyunca “Hawkeye’ı umursayın, o da bir Avenger. Bakın! Ailesi de var.” diye zorlamalarının filme büyük bir katkısı var mı? Pek var diyemem.

Karaktere karşı da değilim. Bir Hawkeye filmi yapılsın. Biz karakteri gerçekten umursayabilelim o şekilde. Başta dediğim gibi onlarca başka hedef varken ortada, çıkıp bir de bunun bu filme sıkıştırılması nereden bakılırsa bakılsın basiretsizlik. Bu anlar berbattı demiyorum. Fakat tamamen yersiz. Böyle bir filmde, en büyük tehlike anının Hawkeye üzerinden yaratılmaya çalışılması büyük bir hata.

Hawkeye’ın aksine, Thor ise bu filmde neredeyse hiçbir şey yapmıyor. Mjolnir’in ondan daha çok rolü var diyebiliriz. Bu geri plana atılma hem bir tercih, hem de sıra gelmemesinin bir sonucu. Karakter ile ilginç bir şey sunabilecekleri en bariz noktada da film sadece gelecek filmlere reklam yapmayı tercih etmiş. Filmdeki bir sekansta, güya biz Thor’un korkularını görüyoruz. Fakat Thor’un korkusu ne? Yıkım? Asgard’ın sonunun gelmesi? Eeeh. Bu mudur? Üzerine pek düşünmeye bile gayret etmedikleri ortada. Herhangi bir figüran “Ragnarok 2017! Infinity War 2018!” diye iki kere bağırsa Thor kadar katkı sağlayacakmış filme zaten.

Fakat şunu da söylemeliyim. Bu filmin ana sorunlarından birisi Thor’un rüya sekansı veya gelecek filmlere yapılan yollar değil. Onlar gereksiz sahneler, evet. Fakat onları çıkardığımızda film yine aynı film olacak sonuç olarak.

Age of Ultron’un en çok aksadığı nokta isminde saklı. Filmin vaat ettiği ilk şey. Sorun Ultron. Motivasyon geçiştirmesi, karakter gelişimi eksikliği, tehditkarsızlık ve çok kolay/basit bir şekilde alt edilme. Bir villain’da bulunmaması gereken çoğu yapısal özellikler  mevcut kendisinde.

Eksiklerin yanı sıra, karakteri ekranda izlemenin keyifli olduğunu da inkar edemem. Karaktere yazılan replik ve bunun yansıtılışı oldukça başarılı mesela. Zaten James Spader’ın verdiği ses, karakterin belki de en güçlü ögesi. Ultron’un yaratıcısı Tony Stark’a benzemesi, tavrı ve şakacılığı da sorun değil aslında. Bu durumun neden oluştuğu, hangi süreçten geçtiği sorun. Öfkesinin kaynağı o kadar yüzeysel ki. Üzerinde neredeyse hiç durulmuyor. Karakteri anlamak için bir fırsat sunmuyor veya sunacak vakit bulamıyor film.

Buna ek olarak, bir tehdit unsuru olarak da çok zayıf. Ultron’un büyük bir etki, korku yaratabilme potansiyeli vardı. Sadece bilgiye ulaşım kabiliyeti bile buna yeterdi. Fiziksel olarak bile bir tehdit unsuru olamadı. Winter Soldier kadar bile olamadı. Captain America’yı bile birebirde çok zorlayamadı. Filmin en sonunda da üç ışının toplanması ile alt edildi. Lafta kaldı Ultron. Evet, sanırım en büyük eksisi buydu. Bu kadar konuşup, hiçbir şeyi başaramayan bir karakter olarak rahatsız etmekten başka bir şey sunamadı.

Karakterin Tony Stark ve Vision ile daha kompleks bir ilişkisinin olması gerekiyordu bana kalırsa. Neyse, bütün bu durumun tek ümit verici yanı, karakterin geri gelme ihtimalini koruyor olması. Odin’in hakkı üç sonuçta.

Ultron için söylediklerimin tam tersi Vision için geçerli aslında. Ultron yeteri kadar tehditkar değil, Vision sadece birkaç an ile bile yetisini ispatlıyor. Ultron’un motivasyon sorunu var, Vision sadece birkaç replik ile kendisini anlatabiliyor. Kendisi bana kalırsa Age of Ultron’un en iyi yanı. Hatta bu film ile MCU’da en sevdiğim karakterlerden birisi haline de gelmeyi başardı.

Öncelikle Vision’ın bu hikayedeki yaratılış şeklini, çizgi romanlardaki orijinine tercih ediyorum. Bir piyon görevi üstlenmesi niyetiyle yaratılması yerine, Ultron tarafından ilk aşamada, bir nihai beden olarak tasarlanması çok daha ilgi çekici ve bunun yanı sıra yaratılışında zihin taşı, vibranium, Jarvis ve Mjolnir şimşeğinin de pay sahibi olması karaktere hem bir gizem, hem de bir epiklik katıyor bana kalırsa.

Daha önceden Jarvis sesiyle aşina olduğumuz Paul Bettany de karaktere harika bir uyum sağlıyor. Karakter görsel olarak da gayet başarılı. Akılda kalıcılığı da bir hayli yüksek. Filmin en çarpıcı sahnelerinin çoğunun merkezinde kendisi var. Karakterizasyonu da takdir edilesi.

Vision’ın bu filmdeki neredeyse her repliğine hayranım. Sığ yaklaşılmamış, pozitif bir yapay zeka alışık olduğumuz bir durum değil açıkçası. Naif fakat salak değil, gizemli fakat soğuk değil, yaman fakat korkutucu değil. Filmde az bulunmasının da artılarından birisi olduğunu düşünüyorum. Ultron’un aksine tam tadında işleniyor. Onun için lafta kaldı diyorduk, Vision ise az fakat öz olmayı beceriyor. Biliyorum baya fanboy seviyesine geldi iş, fakat başta dediğim durumun ana sebeplerinden birisi de buydu zaten. Özellikle filmin en sonunda Ultron ile aralarında geçen konuşma, bu film hakkındaki diğer bütün görüşlerime üstünlük kurmayı başarıyor zaman zaman.

Fakat yine de tamamen göz yumma niyetim yok. Karakterler dışında, filmin düştüğü önemli bir yanılgı daha var bahsetmediğim. O da “daha büyük, daha çok, daha sık” yaklaşımı. Örnek olarak; aksiyon ilk filme nazaran belki daha fazla var, fakat yeterince akılda yer edici değil büyük çoğunlukla. Hulkbuster dışında özel bir aksiyon sekansı yok bana kalırsa. Mizah da ilk filme nazaran belki daha sık var, yer yer etkili de. Fakat o da daha dengesiz, hatta bazen gereksiz, zorlama.

Bu filmin fragmanlarının da bu filme hiç yardımcı olmadığını söyleyebilirim. Orada tasvir edilen film ve Ultron, filme karşı oluşan beklentiyi ve tepkiyi anlık olarak olumlu etkilese de uzun vadede zarar verdi. Filmden iyi fragman yapmanın da böyle sonuçları var maalesef.

 

Son olarak nitpick köşesine geçecektim. Fakat yeterince veri yok elimde bu sefer. Sadece iki soru var aklıma takılan:

  • Hulkbuster Hulk’ı tek bir yumruk ile nasıl etkisiz hale getirdi? Hulk o ortamda nasıl Bruce Banner haline geri döndü?
  • En sonda gördüğümüz Helicarrier’a ne oldu? Depoya mı kaldırdılar amacına hizmet ettikten sonra?

Toparlamak gerekirse, Avengers: Age of Ultron bir geçiş filmi. Öyle de olması gerekiyordu zaten. Fakat bir filmin geçiş filmi olarak tasarlanması, kendi içinde yeterli olamayacağı anlamına da gelmiyor. Buna aksi yönde pek çok görüş de mevcut, ben pek katılmıyorum. Ortada bir The Two Tower beklentisi yok, fakat yine de eldeki sürede ne yapıp yapamayacaklarını iyi dengeleyip, odağı ve özeni ona göre dağıtmak bir geçiş filmi için uçuk bir beklenti de değil bana kalırsa. Age of Ultron bu dengeyi pek sağlamayamadığı için, yer yer başarılı bir film sadece. O bazı kısımların ne kadar yeterli olduğu da filmin seviyesini belirliyor. Bir bütün olarak takdir edemesem de, benim için Age of Ultron tekrar izlemeye yetecek kadar şey sunuyor diyebilirim sanırım günün sonunda.

 

Ek Not:

Filmde ilgimi çeken/hoşuma giden birkaç şey/an:

  • “LANGUAGE!”
  • Mjolnir
  • Maria Hill ile Steve Rogers arasında geçen konuşma:

-“Dosyada deney için gönüllü oldukları yazıyor? Delilik.”

+”Ne tür bir canavar vatanını koruma uğruna Alman bir bilim adamının üzerinde deney yapmasına izin verir, değil mi?”

-“Savaşta değiliz Cap.”

“Biz değiliz, onlar öyle.”

  • “Vibranium gezegendeki en çok yönlü madde, fakat frizbi yapmak için kullanıyorlar. Tipik insan davranışı.”
  • “Done the whole mind control thing. Not a fan.”
  • Üzgün Hulk
  • Andy Serkis/Ulysses Klaue

  • “We’ll lose.”
  • “Then we’ll do that together, too.”

 

 

Siz ne düşünüyorsunuz? Film yerine fragmanı veya bazı sahneleri youtube’dan açıp izlemek daha mı makul? Yoksa film gayet başarılı mı? “Age” of Ultron sizce de biraz abartılı bir başlık değil mi? Çağ? Gerçekten mi?

 

Aşağıdaki yorum kutusunda düşüncelerinizi paylaşabilir, Geekstra ailesiyle her konuda muhabbet için Facebook Grubumuza katılabilir, bizi FacebookTwitter ve Instagram adreslerimizden de takip edebilirsiniz.

 

 


Comments to [Infinity War’a Doğru] MCU Maratonu Hafta XI – Avengers: Age of Ultron

  • Ultron’un şakacılığı eğer iyi yapılsaydı belki problem olmazdı fakat ben bu tarafınında pek iyi kotarılmadığını düşünüyorum, en basitinden ‘Clearly You’ve Never Made an Omelette’ repliği mesela.. Çok yersiz bir espriydi bence, daha iyi bir mizah beklerdim açıkcası.

    Raminoremy 27 Mart 2018 16:40 Cevapla
  • Alan Silverstri’nin eksikliği çok hissediliyor bana kalırsa bu filmde, Infinity War için dönüyor olması müthiş bir karar.

    Kağan Özçelik 27 Mart 2018 16:45 Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Loading...
Devamını oku:
Jamie Chung Bryan Singer’ın X-Men Dizisinde Rol Alacak

Daha önce Bryan Singer’ın yapımcılığını yaptığı ve pilot bölümünü yöneteceği gizemli X-Men dizisinden bahsetmiştik. Sucker...

GUYS WITH KIDS

Hayır! "Çocuklu baba"ları konu alan dizilerin dikkatimi çektiği, hayatımın "o" evresine gelmiş olamam! Sadece geleneksel...

Kapat