Çizgi Roman, Film-Dizi, Oyun, Etkinlik haberleri, Cosplay galerileri ve Podcast yayınları!

Bu Yargıç Başka Yargıç

Zamanında bir Judge Dredd (yargıç!) sinema uyarlaması seyretmiştik hatırlarsanız. Başrolde zamanın aksiyon adamlarından Sylvester Stallone oynuyordu. O zamanki kafa ile açıkcası pek de fena bulmamıştım. Bol aksiyon, zamane CGI’ı ve infaz dolu bir filmdi. Ve bir çizgiroman uyarlamasıydı(!). Tabi o zamanlar sinema için ne Avengers gibi büyük çizgi roman projeleri ne de Nolan gibi Batman üçlemesi çekebilecek yönetmenler vardı. Tamam abartıyorum belki vardı ama Hollywood için bu maden daha tam anlamı ile keşfedilmemişti diyelim.

İşte zamanının bir kaç çizgi roman uyarlamasından biri olan (ilk akla gelen felaket Batman Forever dışında) 1995 yapımı Stallone’lu  Judge Dredd’in gişe başarısızlığını göz önüne alarak daha da dokunmazlar Yargıç Dredd’e artık dediğimizi hatırlar gibiyim.

Amma velakin, elli kollu sinema sektörü Yargıç’ı diriltmeye karar vermiş.

İlk duyduğumda yok artık, ilk film neydi ki yeniden bir Dredd filmi çekiyor bu gammazlar tepkisi verdiğim, fragmanı izleyince ohh beybi bu ne! naraları atmak istediğim bir yapımdı, Dredd 3D.

 

Derken film yurtdışında vizyona girdi. Bakalım Stallone’un Dredd’inden daha kötüsünü yapmayı başarmışlar mı diyerek eleştiri yazılarını okumaya başladığımda şaşkınlık her yanımı sarmıştı. Ula bu eleştirilerin hepsi olumluydu! Ben yanlış filmin fragmanını mı izlemiştim? Yoksa fragmanı iyi olan film kötü, fragmanı kötü olan film iyi çıkar tezim gerçekten doğru muydu?

Çoğu eleştiri yazısından “işte bu! Stallone’lu bol bütçeli, aksiyonlu Hollywood’un yapamadığını, düşük bütçeli, tek mekanlı, A kalite oyuncusu olmayan bu film yapmış!” özeti okunuyordu.

Tabii doğal olarak eş dost arasında, “Abi Dredd 3D’ye gitsek mi ya, iyi diyorlar camiada ne dersin?” muhabbetleri kök salar oldu. Her ne kadar RiSTo görmeden inanmam ben yeaa kafasında takılsa da, ben geçen gün gittim gördüm ve inandım.

Karl Urban abimizi tanıyan tanır. İlginç bir kariyeri vardır kendisinin. Herkul ve Zeyna TV serisinde Julius Cesar’ı canlandırmışlığı vardır mesela. Aynı zamanda Yüzüklerin Efendisi’nin Eomer’idir kendisi. Star Trek, Chronicles of Riddick, Doom gibi bir çok filmde karşımıza çıkmayı başaran bu şahsiyeti oynadığı yan rollerin hakkını veren bir aktör olarak görüyorum.

 

Dredd 3D’de karşımıza Yargıç Dredd olarak çıkıyor Karl Urban. Çıkıyor çıkmasına da, filmin başından sonuna kafasındaki yargıç kaskını çıkarmadığı için, sadece ağzının yaptığı oyunculuğu izlemekle kalıyoruz ne yazık ki. Hoş Karl abinin sadece burundan aşağısının gösterdiği performans Stallone’un tüm kaslarına bedel kesinlikle.

Yargıç Dredd’in yanına verilen “Rookie” yanı çaylak Yargıç Anderson’ı ise Olivia Thirlby canlandırmış. Çok tanıdık bir yüz olmadığı kesin. Ama filmin tanıdık yüzlerle çalışmak gibi bir derdi olmadığı da ortada. Zira Karl Urban dışında tanıdık ve yüzünü görebildiğimiz tek kişi, filmin ana kötüsünü canlandıran Lena Headey.

Lena’yı son olarak HBO’nun Game of Thrones serisindeki Queen Cersei’yi canlandırırken gördük diyim, siz hemen hatırlayın.

Filme gelirsek. Öncelikle infaz ve yargılama kelimelerinin anlamını fazlası ile veren bir film kesinlikle. Aksiyon aksiyon değil bazı sahneler bildiğin Er Ryan’ı Kurtarmak’ın Normandiya sahnesi gibi. Kan gövdeyi kesinlikle götürüyor bu filmde. Film bu konuda en ufak suça acımayan, suçluların gözünün yaşına bakmayan Dredd’i açık ve net göstermekten çekinmemiş. Soğuk kanlılık ve görev bilinci, Dredd’in o ters V şeklindeki nefret dolu bükülmüş dudakları ile birleşince karşınızda ne yaptığını bilen birileri olduğunu anlıyor insan.

Filmin açılışı, seyirciyi Dredd’in dünyasına sokan bir anlatım ile başlıyor. Dredd’in karanlık dış ses kullanımı ile, post apokaliptik dünyanın karamsarlığı ve çaresizliği aktarılıyor seyirciye. Mega Şehir 1 ve kısa bir kovalamaca ile Yargıç Dredd’i tanıyoruz.

 

Ardından bir mutant olan ve zihin okuyabilen çaylak Anderson, değerlendirme için Dredd’in yanına veriliyor. Beraber 3 kişinin ölümünü araştırmaya gittikleri Mega Blok’ta tabii ki işler yolunda gitmiyor. Mega Blok’u kontrol eden çetenin elebaşı Ma-Ma (Lena Headey), koca bloğu (bir blokta 200 kat var diyim gerisini siz hayal edin) kilitliyor ve tüm adamlarını Yargıç Dredd ve çaylağının üzerine salıyor. Sonra gelsin kurşunlar, gitsin kafalar kollar.

 

Dredd 3D, kendi tarzında bir estetiğe sahip. 1980’lerin aksiyon filmlerinden eksik olmayan, CGIsız bol kanlı sahnelerden tutun, görsel anlatımı zenginleştiren efektlere (SLO-MO adlı alındığında kişinin zamanı yavaş çekim algılamasını sağlayan bir uyusturucu var örneğin, bu sahnelerdeki görsellik kafa yapar) kadar üzerinde düşünüldüğü belli. Senaryosu yeni veya çığır açıcı değil. Ama filmi kesinlikle bozmuyor. Yazar ve yönetmen gayet uyumlu bir işe imza atmışlar.

Müziklerin aksiyonun tavan yapacağı anlarda verdiği gaz ile nefesimizi tutup Dredd’i 200 kat boyunca hayatta kalmaya çalışırken izliyoruz.

Öyle ki, kendimi interaktif bir video oyununda gibi hissettim desem yeridir. Bu hissi yaşamama neden olan şey, senaryonun Alex Garland’a ait olması olabilir.

Alex Garland 28 Gün Sonra ve Sunshine gibi filmlerin senaryo yazarlığı yanı sıra, video oyun tarafında da çalışmış bir yazar. En son adı Xbox’ın FPS serisi Halo’nun filmi için geçiyordu.

Her şey bir kenara Dredd 3D ile ilgili belki de en çok beğendiğim şey, Yargıç Dredd’in karizmasını tamamlayan o kaskını kafasından hiç çıkarmayışı diyebilirim.

Taa Robocop zamanından en gıcık olduğum şeydir. Ana karakterin en karizmatik olduğu hali kasklı veya maskeli haliyken, filmin sonuna gelirken bu kask veya maske bir şekilde hasar alır ve kahraman çıkarmak zorunda kalır. Abi işte o an, tüm film boyunca kurulmuş olan karizma çarrrtt diye biter gider. Robocop’ta kask kafadan çıkınca nasılda sinir olmuştum, tüm hayranlığımı alıp götürmüştü film. Ula biz Robocop’u sevdik, altındaki pörtlek gözlü tipsizin suratını ne yapalım?

Şuna bakın allasen ya!

İşte Dredd 3D’de saolsunlar başta neyse sonuna kadar aynı karizma ile sevgili Yargıç’ımızı doya doya seyretmemize izin veriyorlar.

Hollywood’un etkisinde kalmamış, Judge Dredd’e hakkını veren, karanlık, şiddetli bir çizgiroman uyarlaması arıyorsanız bu filmi kaçırmayın derim. En azından zamane popcorn CGI dolu aksiyon filmlerinden sıkılmış olanlar kesinlikle izlemeli diyorum.

Hüküm zamanı geldi!

Son olarak da bu fotograf gelsin o zaman!

 

 

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Loading...
Devamını oku:
Aaron Sorkin A Few Good Men’i NBC İçin Canlı Performans Haline Getiriyor

Belki takip edenleriniz vardır ama NBC yıllardır büyük film ve tiyatro prodüksiyonlarını canlı bir televizyon...

PODCAST EP 2A

Game of Thrones 3. sezonun başlamasına 3 gün kala, gelmiş geçmiş en yalan dolan Game...

Kapat