Çizgi Roman, Film-Dizi, Oyun, Etkinlik haberleri, Cosplay galerileri ve Podcast yayınları!

KENT, İSTANBUL, GOTHAM

20131031_190334

Dün yani  31 Ekim’de Fransız Kültür Merkezinde İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali kapsamında düzenlenen bir söyleşiye katıldık (dinleyici olarak tabii).

Konu “Kent ve Oyun/Edebiyat ilişkisi” idi. Assassins Creed ve Assassins Creed 2’nin Creative Director’u Patrice Desilets ve “İstanbul Hatırası”nın yazarı Ahmet Ümit konuşmacı olarak, siyaset bilimci Olivier Mauco ise moderatör olarak söyleşiye katıldılar.

Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor. Simültane çeviriyi yapan hanım efendinin konudan bir b*k anlamadığı gerçeği ile söyleşi başlar başlamaz yüz yüze geldik. Panel boyunca keşke ingilizce konuşsalar dedik Sagın da ben de. Bu sebepten ötürü konuşulanlardan yanlızca anladığımı düşündüğüm kısımlarlı sizinle paylaşmaya çalışacağım.

Yukarıda da bahsettiğim gibi konu şehir ve eserin arasındaki ilişki üzerine idi. Ahmet Ümit’in romanlarını okumamış olduğumdan yalnızca panelde kendi sözleriyle anlattığı kadarını aktarabiliyorum.

1383256939508

 

Ahmet Ümit şehrin kendi kişiliğinin yanısıra insanların şekil verdiği bir toplumsal varlık olarak görüyordu şehri ve tabii bizim şehri beslediğimiz kadar şehir de bizi besliyor ve üzerimizde izini bırakıyor. Dolayısıyla şehir bir karakteri anlatmak için ve karakterin kişiliğine, piskolojisine inmek için hem araç hem de bir harita gibi kullanılıyor Ahmet Ümit’in romanlarında. Şehri anlatmak için insanı, insanı anlatmak için de şehri anlatmak gerekiyor.

Çoğu zaman da İstanbulu veya İstanbul’un bir semtini konu alarak yazıdığı romanlarda baş karakter kadar İstanbulu da detaylı bir şekilde anlatmaya çabaladığını söylüyor Ahmet Ümit. Bir karakterin her ögesi istanbulun bir özelliği ile anlatılabilir gibi…

Ahmet Ümit’in konudaki yorumlarını dinlerken aklım direk Fatman on Batman’deki Scott Snyder podcastine gitti. Scott’un da Gotham’a olan bakış açısı da buna benzerdi. Zaten her Batman sever bilir ki Gotham ve Batman ayrılamaz bir bütündür ama Scott bir çok Batman yazarının “Gotham’ı karakterleştirme”nin ötesinde Gotham’ı bir yaratıcı seviyesine çıkartıyor.

court of owls

Her etkinin bir tepkisi varsa eğer bu döngüyü Gotham kontrol ediyordu. Karanlığa gömülmüş bir şehrin trajedisinden bir kahraman yaratan da, yarattığı kahramının karşısına dengeleyici kötüleri yaratan da, kahramanın mücadelesinde ona yardım eden ve kimliğini saklayan da Gotham.

Şimdi düşünüyorum da Yeni 52 evreninde devam etmekte olan BATMAN serisinin tüm hikaye arc’ları herşeyden çok Batman ve Gotham’ın ilişkisi ve diyaloguna dayanıyor. Court of Owls hikayesinde Gotham’ın her köşesini bildiğini idda edebilen bir kahramana “senden de eski ve senin bile bir mit olarak bir kenara attığım bir sırrım var. Sen beni tanıdığını ve benim senin koruman altında olduğunu düşünüyorsun fakat hiç bir zaman beni tam anlamıyla tanıyamayacaksın.” dercesine Wayne ailesinin binalarının içinden bir gizem ortaya çıkıyor.

batman172

Death of the Family hikayesinde ise Gotham’ın yarattığı aydınlık ve karanlık ögelerin dansı söz konusu. Joker, Batman’e bir yandan “Gotham senin varlığına tepki olarak beni yarattı. Gotham’ın kralı sensin ve ben de senin kraliyet soytarın’ım. Sana acı gerçekleri yüzümde bir gülümsemeyli iletmek benim görevim ve gerçek de şu ki sen kendine yarattığın yalan bir aile ile kendini çevreledin. Bu kaybettiğin ailenin sana verdiği acı ve intikam duygusunu dolayısıyla da şehri kurtarma iradeni ve gücünü körertiyor. Senin ailen onlar değil. Senin ailen senin en sağdık kulların olan biziz. Bizim varlığımız seni daha da güçlü yapıyor” derken bir yandanda Gotham’da sanki “ben herşeyimle bir bütünüm. Yanlızca sen olamazsın. Sen olacaksan onlar da olacak. Sen direndikçe onlar da vahşileşecek. Mücadele ile güçleneceksin ama bu gücün bedeli olan kayıpların da olacak.” diyor.

ac revelations

Söyleşiye dönecek olursak Patrice Desilets’in konuya olan yorumu biraz daha farklı. O bir anlatıçı perspektifinden ziyade bir dünya olarak bakıyor gibiydi şehre. E mantıklı tabii onun oyunları bütün bir şehrin modellendiği ve mümkün olduğu kadar oyuncuların serbetst hareket edebildikleri bir dünya sunmak üzerine kurulu. Ayrıca herşeyin altını doldurma çabası ve kendine özgü bile olsa bir mantığa oturtmak isteyen bir yaratıcı olarak Assassins Creed oyununu geçmişin hatıralarına dönen bir gelecek insanı üzerine kurgulamıştı.

Şehrin karaktere ve karakterin şehre organik bir bağ kurmasından ziyade oyuncunun yaratılan dünyanin içine girebilmesi ve karakterin kendisi olduğuna inanması, sanal da olsa oyuncunun bir gerçeklik hissiye oyuna dalabilemsi için kullanılan bir araç olarak kullanmış.

Assassins Creed Revalations’da gördüğümüz Osmanlı dönemi İstanbul alında trailerlerde de bir karakter gibi bize anlatılıyordu. Tarihi, çok kültürlülüğü, karanlıkları ve güzellikleriyle… O şehrin var olduğuna ve o şehrin içinde olduğumuza inandığımız an bir katil olarak duvarların üstünden atalmaya gerçek anlamıyla hazır oluyoruz.

[youtube_sc url=”http://www.youtube.com/watch?v=XFjoiBevNlU”]

Batman için de benzer bir yaklaşım söz konusu. Gerçek olmadığını bildiğimiz, bazen Detroit’e bazen Chicago’ya bazen de New York’a benzettiğimiz Gotham, bizim Batman dünyasında bir geçiş kapımız olabilir. Şehir denen yapı yığının en karanlık ve en kötü parçalarının bir bileşkesi Gotham ve her ne kadar modern ve temiz bir şehirde yaşarsanız yaşayın mutlaka gökdelenlerin gölgesinde kalan bir iki semt vardır. Şehir ve şehrin tehlikelerini şehirde yaşayanlar olarak biliyoruz. Bu ortak bilinç belki Gothamı bize “gerçek olabilir” kılıyor ve bu olasılık da Batman’nin gerçek olabilirliğine bizi ikna ediyor.

Konu niye Batman’e gidiyor sürekli bilmiyorum ama kent ve sanat arasındaki ilişki denince kafam direk oraya gitmiş. Soyleşideki diğer çoğu konuyu da pek anlamamışım demek ki 🙂

1383256967170

Söyleşi sonrasında Patrice Desilets ile bir sigara içmek ve kısa bir sohbet etme fırsatımız oldu.

Şuanda kendi projelerini planlama aşamasında olduğunu söyledi. Pazar araştırmaları yapmaktaymış. Kanada’da sektörler arası desteğin ne kadar güçlü olduğu ve devlet desteğinin sektör oluşumunda ne kadar büyük rol oynadığından bahsetti tabii bizim Türkiye’deki şartlardan şikayetçi olduğumuzu duyduktan sonra.

Benim hiç beklemediğim Ubisoft’un Patrice’in oyuncularla ve diğer insanlarla sosyalleşmesi ve iletişim kurması ile ilgili çok memnun olmadığı bilgisiydi. Patrice’e göre Ubisoft çok kapalı bir yapıya sahipmiş ve Ubisoft ile yollarının ayrılmasının sebeplerinden birisi olarak Ubisoft’un Patrice’in oyuncularla iletişimine çok olumlu yaklaşmaması olduğunu söyledi.

Yeni projelerle tekrardan sektöre dönüş yapacağını söyleyen Patrice bunun ne zaman ve hangi şekilde olacağının bilgisini vermedi.


 

 

 

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Loading...
Devamını oku:
Doctor Strange İlk Fragman!

Bu gece Dolby Theatre'da (evet Oscar törenlerinin düzenlendiği mekanda) Marvel bir Captain Amrica: Civil War...

Dumb & Dumber To

Gördünüz mü bilmem ama Dumb & Dumber To’nun fragmanı yayımlanmış. O diğer filmden hiç bahsetmeyelim....

Kapat