• Home
  • keyboard_arrow_right FİLM
  • keyboard_arrow_right MCU
  • keyboard_arrow_right [Infinity War’a Doğru] MCU Maratonu – XIV : Doctor Strange

FİLM

[Infinity War’a Doğru] MCU Maratonu – XIV : Doctor Strange

unratedlogician 24 Nisan 2018


Background
share close

Infinity War’a doğru geri sayım artık saatlere düşmüşken, MCU filmleri maratonumuza kaldığımız yerden son süratle devam ediyoruz, etmeye çalışıyoruz. Sırada, sinematik evrenin mevcut evren ve boyutlarının ötesine geçtiğimiz bir film var: Doctor Strange!

“Atalarınız buna büyü dedi, siz ise bilim diyorsunuz. Ben ise bu iki kavramın aynı olduğu bir yerden geliyorum.”

“Mistik sanatlar dili, medeniyetin kendisi kadar eskidir. Antik çağ büyücüleri bu dilin kullanımına büyü dediler. Fakat bu sözcük senin modern duyarlılığını rahatsız ediyorsa, sen buna program da diyebilirsin. Gerçekliği şekillendiren bir kaynak kodu.”

Bu maratonun en bariz katkılarından birisi de, bazı kavramlara yaklaşımların sinematik evren içi gelişiminin daha net farkına varılabilmesi sanırım. Üstteki iki replik, büyüye olan yaklaşımın sinematik evrende, birbiri ile çelişmeden nasıl bir gelişim geçirdiğini gözler önüne seriyor.

Bu filmin yaklaşım olarak yaptığı hem en iyi ve hem de en eksik şeylerden birisi de bununla alakalı aslında. Doctor Strange sinemada, bir iki istisna dışında iyi örnekleri ile pek karşılaşmadığımız bir tür olan “büyüyü keşif” filmi.

İyi diyorum çünkü büyü kavramını ele alışı, bunun içinde yarattığı konsept ve dinamikler epey ilgi çekici. Yeterli düzeyde de özgün. Büyünün yer yer dövüş sanatları ile iç içe geçişi, fiziksel ve mental bir adanmışlık gerektirmesi son derece yerinde kararlar. Ezber eğitime sonuna kadar karşıyız kesinlikle.

Fakat film bu konuda, bir yandan da eksik. Çünkü, Doctor Strange sakin bir film değil. Sakinlik, mistisizm gibi daha açık fikirli olmayı gerektiren yapımlara yakışan bir olgu. Özellikle de bunun gibi zamanın ana konu olduğu bir hikayede, zamanın akışının bu ölçüde aceleye getirilmesi, yapımın izleyici üzerinde bıraktığı etkiyi bir noktada kısıtlıyor bana kalırsa.

Biraz önce değindiğim keşfetme kavramı, sadece büyüyü de kapsamıyor. Karakterlerin kim olduğunu, olmayı istediğini ve olması gerektiğini tecrübe ettiği bir süreci de yansıtıyor. Doctor Strange, sinematik evrede tek filmde ana karakterine en çok yol kat ettiren film. Ve bunu Iron Man filmindeki gibi bir iç hesaplaşma yerine, yardımcı karakterlerinin üzerinden yapıyor.

Doctor Strange, karakter açısından bir hırs arınımı filmi. Yoğunluklu olarak da bireysel başarı hırsı. Doğru olanı yapmanın her zaman kazanmaktan geçmediğini çok ince bir titizlikle anlatıyor. Stephen Strange ve Tony Stark gibi, benzer görülen iki karakter arasındaki en büyük fark da bu aslında.

Filmde Ancient One, Mordo ve Kaecilius gibi karakterler alçak gönüllük, açık fikirlilik, fedakarlık, kararlılık ve sorgulayıcılık gibi kavramları temsil ediyorlar. Stephen Strange ise günün sonunda, bu karakter ile içine girdiği farklı etkileşimlerin sonucunda, kendisini keşfediyor.

Bunların arasında en çok etki sahibi isim de Ancient One. Karakterizasyonundan, fiziksel özellik tercihlerinden, Tilda Swinton’ın oynayışına, her kısmıyla kusursuza yakın bir yardımcı karakter kendisi. Sahnede olduğu her anın için dolu, olmadığı her an eksik.

Zaten Ancient One’ın işlenişi bu kadar başarılı olduğu için, filmin üzerinde durduğu öğretmen ve üç öğrencisi olgusu da işleyebiliyor. Onun yaptığı tercihi anlamamız, hikayede kilit bir yere sahip. Bütün karakterler haklı çünkü bir noktada.

Nitpick Köşesi

Bu sefer hikaye nitpick’leri yerine, daha kişisel bir sorunumdan bahsedeceğim. Doctor Strange’in bahsettiğim başarılı yanlarının yanı sıra, açık ara en yavan kalan kısmı, mizah zamanlaması.

-Strange’in Wong’un karşısında tek kelimeli isimleri saydığı
-Strange’in portal açıp kitap çaldığı
-Pelerinin Strange’i çekiştirdiği
-Wong’un en sonda kahkaha attığı

anlarda, mizah fikir olarak çok kötü değil aslında bana kalırsa. Fakat bu anların sündürülmesi, bir tutam fazla uzatılması, beni filmde en çok rahatsız eden şey sanırım. Strange orada 8 farklı kişi saymasa, portalla çaldığı kitaplar arasında Wong’un elinde bulunan olmasa, pelerin ile Strange o kadar uzun süre boğuşmasa, Wong’un o sondaki anı büyük ve uzun bir kahkaha değil de ufak fakat fark edilir bir kıkırdama olsa o anlar hem mizahi olarak bir etki kaybetmez, hem de filmin geri kalanından bu kadar ayrı düşmezlerdi. Fakat dediğim gibi, bu tamamen subjektif bir görüş.

Toparlamak gerekirse; Doctor Strange, benim bu yazıda hiç üzerinde durmadığım bir konuyu işin içine katmasak bile artılarıyla eksileriyle hiç de fena olmayan bir film. Fakat işte bahsetmediğim o şey, bu filmi çok özel bir yere koyuyor. Doctor Strange, çizgi roman filmleri tarihinin en iyi üçüncü perdesine sahip. Ancient One’ın Strange ile yaptığı balkon konuşmasından, Strange’in Sanctum Sanctorum’un penceresinin önünde kırık saatini koluna taktığı ana kadar uzanan kısım, planlama olarak kusursuza yakın bir hikaye anlatımı, daha da özele inecek olursak, kusursuza yakın bir hikaye sonlandırılışına sahip. Olay akışı beklenmedik, ilerleyişi akla yatkın, tema olarak filmin geri kalanı ile uyumlu ve tabii ki içeriği de son derece keyifli. Şu an bile son, gerçekten başarılı ve sade bir son yazmanın ne kadar özel olduğu fark ediliyor sanırım. Evet, yazıyı umduğum gibi bitiremedim. Galiba istediğim gibi hazırlanmadım. Ama olsun, sonuçta kimse hazır değildir.

 

Ek Not:

Filme dair yukarıdaki yazıda hakkını vermediğim bazı şeyler

-Görsel tasarım başarısının yanı sıra, özel efektlerin gerçek dünyaya yedirilişi de bu filmde çok farklı bir boyutta. Sinematik evrenin, bu alanda Ant-Man ile birlikte en başarılı filmi Doctor Strange.

-Strange’in aklının başından alındığı an

 

-Ayna boyutunda geçen kovalamaca

-Ve tabii ki de BDSM düzeneği

 

 

Siz ne düşünüyorsunuz? Doctor Strange filminin ana öğretisi pazarlığın sünnet olduğu mu sizce de?

 

Aşağıdaki yorum kutusunda düşüncelerinizi paylaşabilir, Geekstra ailesiyle her konuda muhabbet için Facebook Grubumuza katılabilir, bizi FacebookTwitter ve Instagram adreslerimizden de takip edebilirsiniz.

Tagged as: .

Author

unratedlogician

Mantık arayışı için çıktığı yolda anlamsızlığı benimsemiş, sevmiş ve kucaklamış olan bu şahıs; biraz okur, biraz izler, biraz da yazar. Şu sıralar pek başka bir şey yaptığı da söylenemez, sanırım.

list Archive

Background
Previous post

Post comments

This post currently has no comments.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.